ELİF YILDIZ / SERT ZEMİNDE İDMAN-HARD GROUND EXERCISE

ELİF YILDIZ / SERT ZEMİNDE İDMAN-HARD GROUND EXERCISE


Şimdi zihninden neler geçiyor? Konuşulanları duyuyor mu? Konuşulanları mı duyuyor? Konuşulanlar arasından, konuşanların duymadıklarını seçiyor belki kim bilir, söylenmeyenleri duyuyor...

Sonra hep gürültü etmesi bundan. Sessiz kalp mi olur yaşayan? Fırlatıldıkları yerlerden hep uzağa düşenlerin can kıpırtılarını topladığı bir çukur mu kazmış kendi içine ne, her seferinde muhakkak önce oraya dalıyor, önce derinliklerle bir saklambaça tutuşuyor sanki de, ışığa, renklere sıra sonra geliyor. Zira oralarda fırlatılmışların fırtınası kopuyor, hâlâ, kırık dalgalı, kırık keskin çizgiler de zannımca görenine oralardan bakıyor.

Yaşayan bakış mı olur kırılmayan? Toparlanması ise bir dal kâğıda, kararınca mürekkebe kalıyor ki fırtına fısıldasın aslında her şey yerinde, her şey kararında sert zeminde iklimler yer değiştirmiyor.

Peki zihninden şimdi neler geçiyor? Senin mi, onun mu? Sorulanları, duyulanları da es geçebiliyor insan gözü çoğu zaman baktığına da kanıyor ya, neydi o bakışsız olan, göğsünde, dudağında bir kara?

Burada mıydı? Şimdi. Bilmem? Evet. Ama... Hayır. Yanında! Geçti. Demin, şimdi, bak orada! Arkanda!

Albina Ulutaşlı

----

HARD GROUND EXERCISE

What is it thinking now? Does it hear what has been spoken? Is it what has been spoken that it hears? But who knows, maybe among the spoken ones, it choses what the speakers don't hear, maybe it hears the unspoken.

That is why then it always makes noise. Would there be a living heart that is silent? It seems it really made a hole in itself, in which it gathers the life wriggles of whom always fall far away from where they are thrown. Every time it firstly dives in that hole, that is for certain, it firstly cathes a fire with a hide-and-seek, only then comes the turn of the light and of the tint. Yet, there the tempest of the thrown breaks still, and scratches the wavy breaks, scrathes the sharp breaks look from there, from the hole I mean, that's what I say.

Whould there be a living eye which has never been broken? But what it needs to be picked up is just a branch of paper and some ink, that means some bleak, which is equitable I think. So that the tempest would whisper that everything is proper, everything is reasonable on the hard ground, no, no, the seasons don't juggle.

Well then, what is it thinking now? Or you, what would you be thinking? Alright, human eye can skip up what has been asked, what has been heard, but what was it the one without a sight -on its chest, on its lips a deep strange blight?

Was it here? Now. I don't know. Yes. But... No. Next to you! Gone. A second ago. Now. There it is, right there, just behind you.



ARTE SANAT ; sanatın varoluş hakikatini sahiplenen bir duyarlıkla, yeni bir kimlik inşa etmek ve yeni olanaklar yaratmak düşüncesiyle, kurumsal yapısı temelinde kolektif işbirliğine dayalı bir oluşum hedeflemiştir.

BİZE ULAŞIN

  • Mutlukent Mah. Hekimköy Sit. 1920. Cad. No: 59 Çayyolu / Ankara / Türkiye
  • 0312 241 04 44
  • info@artesanat.org
  • Pazar-Pazartesi Hariç Her Gün 10:00 - 18:00 Saatleri Arasında Ziyaret Edilebilir.